loader image
Planned Obsolescence -Planlı Eskime-reppatch-academy

Bilinçlen, bilinçlendir:

Planned Obsolescence -Planlı Eskime-reppatch-academy

Planlı Eskime

Planlı Eskime yazımızda, sürdürülebilirlik kavramının temel çerçevesinden hareketle modern ekonomik sistemin büyüme modeli ile ekolojik sınırlar arasındaki gerilimi ele alıyoruz. Planlı eskimeyi, sistemin kendini sürdürme stratejisi olarak konumlandırırken; tekstil sektöründe polyester örneği üzerinden kısa ömürlü üretim politikalarını inceliyoruz. “Tüketicinin sürdürülebilir tercihleri” ile “tüketici sürdürülebilirliği” kavramlarını ayrıştırarak, değişen güç dengesinde bilinçli tüketicinin bu döngüyü nasıl dönüştürebileceğini tartışıyoruz.

Sürdürülebilirliğin Kavramsal Çerçevesi

Sürdürülebilirlik kavramı, modern dünyada çoğu zaman yalnızca çevre dostu uygulamalarla özdeşleştirilse de, özünde ekonomik, sosyal ve ekolojik sistemlerin uzun vadeli devamlılığını birlikte ele alan bütüncül bir yaklaşımdır. Kavramın en çok referans verilen tanımı, 1987 tarihli Birleşmiş Milletler Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu raporu Our Common Future (Brundtland Raporu) içinde yer alır: “Bugünün ihtiyaçlarını, gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılama imkanından ödün vermeden karşılamak.”

Bu tanım, sürdürülebilirliğin zamansal bir boyut taşıdığını gösterir. Bugün verilen her üretim ve tüketim kararı, yarının kaynak dağılımını ve yaşam kalitesini belirler. Ancak burada ortaya çıkan temel gerilim şudur: Modern ekonomik sistem sürekli büyüme üzerine kuruludur; büyüme ise çoğu zaman artan üretim ve artan tüketim anlamına gelir. Sürdürülebilirlik ise sınırlı kaynaklarla uzun vadeli dengeyi hedefler. Bu iki yaklaşım arasındaki çelişki, planlı eskime ve tüketici sürdürülebilirliği gibi kavramların ortaya çıkmasına zemin hazırlar.

Planlı Eskime: Ekonomik Sürekliliğin Tasarlanmış Mekanizması

Planlı eskime (planned obsolescence), bir ürünün kullanım ömrünün üretim veya tasarım aşamasında bilinçli olarak sınırlandırılmasıdır. Amaç teknik değil, ekonomiktir: Ürünün daha kısa sürede yenilenmesini sağlayarak satış döngüsünü hızlandırmak.

Bu stratejinin erken örneklerinden biri, 1924 yılında kurulan Phoebus Karteli’dir. Avrupa ve Amerika’daki büyük ampul üreticileri tarafından oluşturulan bu kartel, akkor lambaların ömrünü yaklaşık 2.500 saatten 1.000 saate düşürmeyi standartlaştırmıştır. Bu karar teknik zorunluluktan değil, satış hacmini artırma arzusundan doğmuştur. Planlı eskime böylece, endüstriyel kapitalizmin bilinçli bir stratejisi olarak kurumsallaşmıştır.

1950’lerde endüstriyel tasarımcı Brooks Stevens, planlı eskimeyi “tüketicide biraz daha yeni, biraz daha iyi, biraz daha erken satın alma isteği yaratmak” şeklinde tanımlamıştır. Bu ifade, planlı eskimenin yalnızca fiziksel dayanıklılıkla ilgili olmadığını; aynı zamanda psikolojik ve kültürel bir tasarım stratejisi olduğunu gösterir.

Bugün planlı eskime üç düzlemde işler: teknik (ürünün dayanıklılığının sınırlanması), yazılımsal (dijital ürünlerde güncelleme desteğinin azaltılması) ve psikolojik (estetik ve moda döngüleriyle ürünün “eski” hissettirilmesi). Bu üçlü mekanizma, ekonomik sistemin kendini yeniden üretmesini sağlar.

Polyester ve Hızlı Moda: Kısa Ömürlü Tasarımın Malzeme Politikası

Planlı eskimenin en görünür alanlarından biri tekstil sektörüdür. Textile Exchange 2023 Materials Market Report verileri raporuna göre polyester, dünya genelinde en yaygın üretilen tekstil lifi konumunda olup 2022’de toplam elyaf üretiminin yaklaşık %54’ünü oluşturmuştur. Bu, sentetik liflerin üretimdeki baskın rolünü ve polyesterin pazar payındaki ağır yerini gösterir. 

Polyesterin tercih edilme nedenleri ekonomik ve yapısaldır: düşük maliyet, seri üretime uygunluk, esneklik ve hızlı koleksiyon döngülerine adaptasyon. Ancak bu avantajlar aynı zamanda kısa ömürlü kullanım kültürünü besler. Düşük gramajlı ve düşük kaliteli polyester ürünler birkaç yıkama sonrası form kaybına uğrayabilir; estetik olarak hızla değerini yitirir. Ürün fiziksel olarak varlığını sürdürse de kullanım değeri azalır.

Ayrıca polyester petrokimyasal temellidir ve yıkama sırasında mikroplastik salınımına neden olur. Bu mikroplastikler deniz ekosistemine karışarak uzun vadeli çevresel etkiler yaratır. Böylece kısa ömürlü tüketim modeli, yalnızca ekonomik değil ekolojik bir yük de üretir.

Dünya genelinde yılda yaklaşık 92 milyon ton tekstil atığı oluştuğu tahmin edilmektedir. Bu veri, tekstil sektöründe tasarlanan kısaltılmış kullanım ömrünün çevresel karşılığını açık biçimde ortaya koyar.

Tüketici Sürdürülebilirliği

Burada kavramsal bir ayrım yapmak gerekir. “Tüketicinin sürdürülebilir tercihleri” ile “tüketici sürdürülebilirliği” aynı şey değildir.

Tüketicinin sürdürülebilir tercihleri, bireyin çevresel ve etik sorumluluk bilinciyle yaptığı seçimlerdir: daha uzun ömürlü ürün satın almak, tamir etmek, ikinci el kullanmak, daha az tüketmek.

Tüketici sürdürülebilirliği ise sistemin kendini sürdürme stratejisidir. Bu kavram, ekonomik yapının devamlılığı için tüketim döngüsünün kesintisiz kalmasını ifade eder. Planlı eskime bu stratejinin araçlarından biridir. Ürünler hızla yenilenir, tüketici döngüye dahil edilir ve ekonomik süreklilik sağlanır. Bu süreklilik, kimi zaman sürdürülebilirlik söylemiyle birlikte sunulur; ancak pratikte sistemin sürdürülebilirliği ile gezegenin sürdürülebilirliği arasında bir ayrışma oluşabilir.

Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın 2022 tarihli raporuna göre dünya genelinde yılda yaklaşık 400 milyon ton plastik üretilmektedir. Bu üretimin önemli bir bölümü tek kullanımlık ambalajlardan oluşur. Bu model, ekonomik sürdürülebilirliği korurken ekolojik sürdürülebilirliği zorlar.

Güç Dengesi Değişiyor mu?

Dijitalleşme, bilgiye erişimin demokratikleşmesi ve şeffaflık talebinin artması, tüketiciyi pasif bir alıcı olmaktan çıkarıp sistem üzerinde baskı kurabilen bir aktöre dönüştürmektedir. Avrupa Birliği’nin “tamir hakkı” düzenlemeleri gibi politikalar, ürün ömrünü uzatmayı ve planlı eskimeyi sınırlandırmayı hedefler. Bu düzenlemeler, tüketici talebinin kurumsal karşılık bulduğunu gösterir.

Markalar artık ürün yaşam döngüsü, karbon ayak izi ve tedarik zinciri şeffaflığı konusunda daha görünür olmak zorundadır. Çünkü tüketici yalnızca fiyatı değil, üretim sürecini de her geçen gün daha çok sorgular hale geldi. Bu dönüşüm, sistemin kendini sürdürme stratejisinin mutlak olmadığını gösterir.

Reppatch’in yaklaşımı, planlı eskimenin varsaydığı “kaçınılmaz atık” fikrini reddeder. İleri dönüşüm, bir ürünün ekonomik ömrü sona erdiğinde onun kullanım değerinin de sona erdiği varsayımını sorgular. Kullanılmış materyalin yeni bir tasarım sürecine dahil edilmesi, ürünün yaşam döngüsünü yeniden tanımlar.

Bu yaklaşım yalnızca çevresel bir jest değildir; ekonomik modele yönelik eleştirel bir pozisyondur. Ürün ömrünü uzatmak, tüketim hızını düşürmek ve kullanıcıyı üretim sürecinin parçası haline getirmek, planlı eskimenin varsayımlarını zayıflatır.

Sonuç olarak mesele yalnızca tüketimin azaltılması değildir. Mesele, hangi sürdürülebilirliğin sürdürüldüğüdür. Sistem kendi sürekliliğini mi, yoksa ekosistemin ve toplumsal yapının devamlılığını mı öncelik haline getirecektir? Bu sorunun cevabı giderek daha fazla tüketicinin kararlarında şekillenmektedir.

Reppatch

İlgini çekebilecek diğer yazılar: