loader image
endustri-devrimi-sonrasi-tekstildeki-gelismeler-reppatch-ileridonusum

Bilinçlen, bilinçlendir:

endustri-devrimi-sonrasi-tekstildeki-gelismeler-reppatch-ileridonusum

Endüstri Devrimi Sonrası Tekstildeki Gelişmeler

İnsanoğlunun varlığı ile başlayan örtünme, temelde dış etkenlerden korunmak için bir ihtiyaçtı. Ancak bu ihtiyaç zaman içinde değişti sosyal statü belirten kimlik yansıtan bir hal aldı. Buzul çağları boyunca hayvan derilerinden yapılan giysiler kullanılmıştı.

Endüstri Devrimi Öncesi Tekstil

Bu hayvan derilerini giyilebilir hale getirebilmek ve biraz yumuşatabilmek için tabaklama işlemi yapılıyordu. İğnenin icadından sonra hayvan derileri vücuda oturacak şekilde biçimlendirilip giysiye dönüştürülmeye başlandı.

Eski Asur, Yunan, Mısır ve Roma dönemi giysileri, kumaş parçalarının vücuda dolanması ve fibula adı verilen bir iğne ile tutturulması ile oluşuyordu. Dokumanın teknik özelliklerinden kaynaklı olarak kumaşlar şal formundaydı ve vücuda dolanarak konumlandırılıyordu. Asur’da yün, keten ve ipek kullanılırken Mısırlılar yünün temiz olmadığını düşünerek keten ile yetinmişlerdi. Giyim hiyerarşisinin belirgin olarak görüldüğü bu dönemde toplumun yalnızca üst tabakası bugün bildiğimiz anlamda giyiniyordu, köle sınıfı neredeyse çıplak olarak yaşamını sürdürüyordu. Hayvan derileri ile oluşturulan formlar ve dikdörtgen biçimli dokuma kumaştan üretilen giysiler, moda olgusunu ortaya çıkarmıştır. Önceleri doğal hammaddeleri kullanarak kumaşlar üreten insanlar, çeşitli teknikler kullanarak üretim yapsalar da giyim kuşamın endüstriyel anlamdaki gelişimi, giyimin ve modanın hızla ivme kazandığı dönem sanayi devrimi sonrasıdır.

Endüstri Devrimi Sonrası Tekstil

19.yy’ın başında yaşanan sanayi devrimi hızlı modanın başlangıcı olarak görülmektedir. Sanayi devrimiyle buharlı makinelerin geliştirilmesi tekstil üretiminde insan yükünü hafifletmiştir. Elde eğirilen iplikler, dokuma tezgahlarında yapılan el dokumaları yerini makinelere bırakmıştır. Dikiş makinasının icadı ile moda sektörü yeni bir boyut kazanmıştır. Bir zanaat ürünü olarak görülen giysiler artık endüstriyel olarak görülmeye başlanmıştır. 19.yy’daki yaratıcı ve endüstriyel süreçlerin bir sonucu olarak Batı’ da moda gelişirken, modaya ait bilgilerin ve görsellerin basılı olduğu dergiler geniş dağıtım ağına sahip olup tasarım ve değişiklik algısına ivme kazandırmıştır. Tekstil ürünlerinin üretiminde ve dağıtımındaki ilerlemeler ve taşımacılığın gelişmesiyle büyük mağazalara ulaşım kolaylaşmış ve bu durum tüketimi arttırmıştır. 

Dokuma ve örme yöntemlerini içeren tekstil, elyaftan ipliğe, kumaştan giysiye tüm süreci kapsamaktadır. Sanat ve zanaat, teknolojik gelişmeler, toplumsal olaylar, ekonomi ve siyaset gibi birçok disiplin ile etkileşim içindedir. 19.yy’ın başları, sanayi devrimi öncesi daha çok el işçiliğinin yoğun olduğu moda/giyim, endüstri devrimi sonrası hazır giyime doğru evrilmiştir.  Kumaş ve giysi üretim süreci kısalmıştır. Bu dönem sonrası hızlı makineleşmeyle birlikte sosyo-ekonomik ve kültürel değişimler yaşanmıştır. Sanayileşme önce Avrupa’da sonra tüm dünyada etkisini göstermiştir. 

Avrupa’da yaşanan gelişmeler ve I. Dünya Savaşı nedeniyle erkeklerin cepheye gitmesi toplumda kadının rolünü değiştirmiştir. Gündelik hayatta erkeklerin üstlendiği görevleri artık kadınlar yapmaya başlamıştır. Bu işleri rahatlıkla yapabilmeleri için kadınlar giysilerini değiştirmiş daha kısa etekler ve daha fonksiyonel giysiler kullanmaya başlamışlardır. Böylece kabarık etekler ve korseler geçerliliğini yitirmiş ve basit formlar kadın giyimine hakim olmuştur. Ayrıca savaş dönemi ordunun üniforma ihtiyacını karşılamak için dönemin terzileri yeni yöntemler geliştirmiştir. Bu üretim şekli hazır giyim üretimi ile örtüşmektedir.

Endüstri devrimi 19. yy’ da ilk olarak İngiltere’de başlamış ve daha sonra diğer Avrupa ülkelerine yayılmıştır. Tüm dünyayı ve birçok sektörü etkileyen bir devrim niteliğindedir. Buhar gücü sanayide kullanılmaya başlamış ve aletin yerini makineler almıştır. Sanayi bir açıdan devrim öncesi de varlık göstermekteydi. İmalatçı tacirlerin evlerinde dokumalar yapması ve sipariş alması örnek olarak verilebilir. Makinelerin gelişimi ve maliyetlerin yükselmesi bireysel olarak işçilerin bu makinelere sahip olup evden sipariş almasını zorlaştırmıştır. Buharın da kullanımıyla birlikte bu makineleri bir çatı altında toplama ihtiyacı duyulmuştur. Bu ihtiyaç doğrultusunda ilk fabrika örnekleri görülmeye başlanmıştır.

Dokuma sanayisinde yapılan ilk önemli keşif seri atışlı mekiktir. İngiliz John Kay’ın 1733 yılında seri atışlı mekiği geliştirmesi sonucunda daha geniş dokuma tezgahları kullanılmaya başlanmıştır. Önceleri mekik tezgahları kolun erişebildiği genişlikte kumaş dokuyabilirken Kay’ın icadıyla mekiğin elle atılması ortadan kalkmış, mekik boy iplikleri arasında kamaya benzeyen bir alet yardımıyla bir uçtan öbür uca gidip gelerek dokuma verimliliğinin arttırılması sağlanmıştır. 1745 yılında dünyanın ilk tam otomatik dokuma tezgahı Jacques De Vaucanson tarafından geliştirilmiştir. Su gücü ile çalışan bu tezgah o dönemler benimsenmemiş ve verimli bir şekilde kullanılamamıştır.

Bilinen ilk fonksiyonel dokuma makinesi Spinning Jenny’nin 1764 yılında James Hargreaves tarafından icat edilmesiyle birlikte dokuma alanında oldukça önemli gelişmeler yaşanmıştır. Dokuma sanayisinde yaşanan bu gelişmeler sayesinde iş gücünden önemli ölçüde tasarruf sağlanmıştır. İş yapma hızı ve üretim miktarında artış yaşanmıştır. Modern ve teknik açıdan gelişmiş makinelerin fabrikalarda kullanımı kısa süre içinde yaygınlaşmıştır. 1813 yılında İngiltere’deki fabrikalarda kullanılan mekik dokuma tezgahının sayısı 2400’dür. Bu sayı 1831 yılında 80 bine, 1856 yılında ise 116 bine ulaşmıştır. Öte yandan yine İngiltere’de kullanılan el tezgahı sayısı 200 binden 40 bine düşmüştür. Tüm gelişmeler yeni bir sosyal alan oluşmasına sebep olmuştur. Çalışan bireyler ve makinelerin kullanımı için ihtiyaç duyulan fabrikalarda yeni bir alan oluşmuş ve işçiler topluluk halinde çalışmaya başlamıştır. Sosyolojik bir gelişme olarak o dönemlerde, fabrikaların olduğu bölgelere doğru göç yaşanmıştır

Bu fabrikalarda çalışacak işçiler hem sosyal anlamda bir yeniliğin içine girmiş hem de fabrika bölgeleri çevreyi etkilemiştir. Bir araya gelerek çalışan insanlar yeni bir sosyal sınıf oluşturmuş ve etkileşim içine girmiştir. Fabrika çevreleri ise zamanla daha çok gelişmiştir. Ancak bu sosyal değişimler elbetteki zaman almıştır. Bir yandan fabrikalaşma devam ederken öte yandan hala geleneksel üretim yöntemleri devam etmekteydi. İngiltere’de odunla çalışan son fırın ancak 1809 yılında söndürülmüştür. Fransa’da yeni üretim yöntemleri ve geleneksel üretim yöntemleri iç içe üretim yapmaktaydı. Pamuk fabrikalarda eğirilir ve fason işçilikle evlerde dokunurdu.

Tekstil sektörünün önemli gelişmelerinden biri de dikiş makinasının icadıdır. Dikiş makinesinin gelişim süreci, 1755 Charles Weisenthal’ in dikiş makinesinde kullanılacak iğne için patent almasıyla başlamıştır. Ancak işlevsel ilk dikiş makinesinin icadı 1830 yılında Barthelemy Thimonnier tarafından geliştirilmiştir. Elias Howe tarafından icat edilen makinesi ise dikiş makinelerine yeni bir boyut kazandırmıştır. Isaac Merit Singer ise bu gelişimi bir adım ileri taşımıştır ve pedalla çalışan bir makine tasarlamıştır. Singer 1851’de bu tasarımın patentini almış ve 1855 yılında I. M. Singer & Company’i kurmuştur. Bugün hala Singer dikiş makinaları kullanılır ve marka, müşteri sadakatini korur.

Üretim dikiş makinesi aracılığıyla sürdürülmeye devam etmiş ve dikiş makinesiyle ayakkabılar hatta kol saatleri yapılmaya başlanmıştır. Emeğin satılır hale gelmesi ile kentler hızlı bir şekilde gelişmeye başlamış ve göçlerle birlikte kentteki nüfus artmıştır. Nüfusun, köyden kente göç etmesiyle ilk gecekondular kent çevresinde kurulmaya başlamıştır. Yine o dönem Paris’te büyük bulvarlar, yollar ve sosyal alanlar oluşmuştur. Bu bulvarlar kısa sürede kent halkının yaşam alanı olmuş, halkın büyük mağazalara ulaşımını kolaylaştırmıştır. 

1851 yılında İngiltere’de ilk uluslararası sergi olarak kabul edilebilecek “Great Exhibition” düzenlenmiştir. Bu serginin amacı İngiltere’de gerçekleşen buluşların diğer ülkelere tanıtılması ve yeni pazarlara erişim sağlanmasıdır. Sergi için demir ve cam kullanılarak özel olarak yapılan “Crystal Palace”, endüstrileşmenin simgesi olmuştur. Ayrıca prefabrik mimarinin önemli bir örneği kabul edilebilir.

Sanayi devrimi aynı zamanda zihinsel bir devrim olarak da nitelendirilir. Bu zihinsel devrimin ilk örnekleri bugünkü alışveriş merkezlerinin temelleridir. 1852 yılında Aristide Boucicault tarafından ilk alışveriş merkezi planlanmıştır. Bon Marche perakende satış mağazaları günümüzde halen vardığını sürdürüyor. Üstü cam ile kaplı içeri girildiğinde yan yana çeşitli dükkanlar bulunan kapalı mekanlardır. Bu tür Bon Marche perakende satış mağazalarında tek fiyat politikası uygulanmaya başlamış ve bu politika, vitrin kavramı ortaya çıkmıştır. Tek fiyat politikasının uygulanması, alışverişteki pazarlığı ortadan kalkmıştır. Bu sayede alıcı fiyatı görüp almak isteyip istemediğine kendi karar veriyordu.

Teknolojinin gelişmesiyle 1876’da ilk telefon icat edildi, 1850’de bulaşık makinesi, 1908’de çamaşır makinesi icat edildi. 1880’de 50.000 Amerikalı’nın telefonu vardı. 1883’ te ısıtıcılar, ızgaralar ve fırınlar Viyana sergisinde sergilenmiş, 1910’da çamaşır makineleri, bulaşık makineleri ev süpürgelerinin kullanımı yaygınlaşmıştır. Tüm bu teknolojik gelişmeler sosyal açıdan toplumu değiştirmiştir. Endüstrideki makineleşmenin hedefi doğrultusunda insan emeğinin azaltılarak makineleşme ve sanayinin gelişmesi fabrikada çalışan nüfusunu arttırmıştır. Fabrikada erkeklerin yaptığı işlerin kadınlar tarafından daha düşük ücretlerle yapılabilmesi kadınları endüstri alanında tercih edilen işçi konumuna getirmiştir. Ev işçiliğinden endüstriyel işçiliğe geçen kadınların bu dönemde giysilerinin daha feminen, abartısız ve hareket özgürlüğü sağlayan giysiler olduğu görülmüştür.

Hümeyra Çakır